ARBITUA
Rabia Savruk.
https://twitter.com/#!/arbitua
Yaşadığımız sürece yaptığımız hiçbir şey doğru olmayacak.
Rabia Savruk.
https://twitter.com/#!/arbitua
Yaşadığımız sürece yaptığımız hiçbir şey doğru olmayacak.
Bu kadarı yetebilir belki. Kimsenin ortalıklarda olmadığı bir saatte ağlayabiliriz de istersen. Şimdilik bir bira daha söyleyelim. Kadınlar istedikleri kadar girmeye çalışsınlar hayatımıza; biz bir bize yer ayırdık orada. Biliyor musun, aslında her şey başladığı yerde biter ve bir bitki biter oracıkta. Benim bitkim küçük kısır bir zeytin ağacıdır. Güneye doğru yola çıktığımda hep yolumu kesen ve yollarda tüm kasvetimi bir paket sigaraya kurban eden küçük kısır bir zeytin ağacı. Bir gün bir bahçem olacak ve zeytin ağaçları yetiştireceğim. Anason , afyon ve zeytin ağacı. Bir gün bir bahçem olacak ve kurtulacağım tüm lanet arka bahçelerden. İnsan olacağım. Sevgili, koca ya da metres olmayı bırakıp; bırakıp araba yıkamayı, bulaşıkçılığı, dost olmayı, insan olacağım. Kimseye yer ayırmıyorum bahçemde, yalnız ve mutsuz olacağım. Gittiğim güne dek hayatın beyin damarlarındaki bir hava kabarcığı olacağım. Bir gün patlayacağım ve her şey sona erecek. Ne güzel, değil mi? Hala hayal kurabiliyor olmak, bekar olmak, her gün kansere, aids’e ve tüm illetlere biraz daha yakın olmak ne güzel. İstersen cevap da verebilirsin, ya da en iyisi sus biraz. Çünkü hep ben konuşmalıyım ki gerçek gibi dursun tüm bunlar. Sahi, bunca ifrit gerçek olabilir mi?
Gerçek olamayacak ne var ya da? Sence, bence ve bencilce. Gerçek olamayacak tek bir an, tek bir figüran girmişse hayatına, gerçeklik seni ne kadar yalanlar. Umurumda değil ne kendi söylediklerim ne de senin bana söylemek istediklerin. Sevişmek üzerine uzun uzun konuşmuştuk bir gece seninle ve sabaha kadar üç esmer iki sarışınla yatmıştın sen ben kaldıramayacağım kadar içmiştim ve kaldıramamıştım. Ne komikti bunca rezalet. Hayatımıza onca zilli girmişti ve birkaç hanım hanımcık yosma. Ki biliyorsun ben hepsinde bir şeyler unuttum ayrılırken. Şimdi düşünüyorum da ne gerek vardı. Ne menem bir haykırıştı o her ayrılık. Hayır, kadınları küçümsemiyorum; onlar zaten küçükler. Küçücük dünyaları hep dar geldi bana. Bense hep kendimi okşadım üşüdüğüm her yanlış durakta.
Büyük serseri büyük vurgunlar yiyendir ve tüm vurgunlardan biraz yitik çıkandır mı demiştin; yoksa ‘ siktir et bunları’ mı?
Eski günlerdeki kadar karanlık olabilseydim umursardım bana vereceğin cevabı; şimdilerde hiç olmadığım kadar net’im, her şey o kadar belirgin ki kimsenin düşünceleri, düşüşleri beni ilgilendirmiyor.
Neyse, bizi nasıl olsa anlamayacaklar dostum. Ardımda hamile bir sevgilim olsaydı yinede düşerdim yola ama kafamda bunca acı varken kıpırdayamıyorum bile. Ardımda mutlu bir an bıraksaydım yinede düşerdim yola ama içimde bunca kirli yalnızlık varken kıpırdayamıyorum bile. Ardımda bir ceset bırakabilecek olsaydım yinede düşerdim yola ama kendi cesedimi sırtımda taşıyorken kıpırdayamıyorum bile. Bir bira daha söyle de susalım biraz, ki azıcık da gece konuşsun.
Lanet olsun mu derdin en çok yoksa Allah belanı versin mi? Sanırım ben bu iki kelimeyi de bakire bir kızın dokunulmazlığı olarak görüyorum ve sen böylesine küfürbaz olabildiğin için imreniyorum sana. Bu kadarı yetebilirdi belki ama ben ağlamak istiyorum yinede. Eski, küflü bir ford’un arka koltuğunda göz yaşlarım ve kusmuğumdan oluşan bir gölün içinde ölü bulunmak istiyorum.
Neal Cassady
Bir harfle başlamak istiyorum yaşamaya ama bir kelime bile yazamıyorum. Kendimden geçtim, bir cümle kuramıyorum. Kim bıraktı bu acıyı buraya? Bir fazlalık içimde ve tutsaklık biraz özgürce kurgulanmış. Cesur ve sert duruşumun altındaki kof benliğim daha epey çocuk. Rahat kalsam, sussa telefon. Derin bir nefes alsam ve bitmiş olsa hepsi. Kanatmasam c’an sıkıntısından yaramı. Acını gömdün mü dön bir bak, geride kalanlar var hala. Hiç olmamış gibi yapmak mı daha çocukça, ben mi daha çocuğum? Sormuyorum artık, yanlış anlama. Artık “en nefret ettiğim şey” diye başlayan cümlelerimi de öldürdüm. Hayal kırıklığı değil bu, olası geleceğin öngörüsü de değil. Yaşanmış, yaşanan bu. Alışılagelmış ama reddedilen. Hala isyankar, hala başkaldırıda. Hiç susuyor. Yazık, eriyor günden güne. Hiç değmiyor halbuki, çünkü hiçbir şey değişmiyor. Ben hala eve geldiğimde film izliyorum mesela. Kaçmak nasıl bir savunma dünyanın bu denli sonu varken?
ArbituA
Eğer sayıklamalar susabilseydi, ateşin de düşebilirdi. Kabul edebilseydin kendini olduğunla, savaşın daha erken bitebilecekti. Herkes hatalıdır, keşke yedirebilseydin. O zaman dünyan değişebilirdi. Değişseydi baktığın gökyüzü, hep istediğin renge, sevinmez miydin? Mutlulukla uyanırdın, güneşi bile sen uyandırırdın belki haylaz uykusundan. Çalar saatim de olurdun. Sabahın en güzelinde uyandırırdın benleri. Ama olmadı. Ölümünü kendi ellerinle hazırladın. Çürümesini sağladın henüz filizelenemeyen tutkularının. Hayata dair biriktirdiğin her şey çöpü boyladı, kimin suçu bu? Sen en suçlusun diyemiyorum ama, kendi hayatını mahvetmenin hiçbir mazereti olamaz.
arbitua
katlanabildiğim mide bulantıları, dayanamadığım acılar, çektiğim ıstırablar kaç kuruşluk? kurutuldum ! kurtuldum sandım, sanrılardan ibaret bir tanrıya ibadet ile de elde edebildiğim hiçbir şeydi. karanlıkta artan baş dönmeleri, sönmeleri güneşim ve bana kalan korkunç renkleri siyahın. ne kalasım var buralarda ne gidesim oralardan.. yaşamak da yok gözümde , ölmek de yok özümde. yanmış gibiyim ve yanılmış elbet. varlığın hiç yansımalarında azalan kelimeler, yinelenen belirsiz zamirler, kaç damla gözyaşına ceza? ağlamak en büyük hediye ! zaman-mekan farketmez. oynayabildiğin kadar sahte ol ve yapmacık, gülüşlerinle. gülüşlerinde hiç mi samimiyet yok senin? içten bir kahkahaya duyabileceğin özlem bile ne kadar komik halbuki! sen hala konuş kendinle, rezil ol ele güne. boş bakışlarla yakılan bir sigara tadın. hem dumansın hem külsün. acıların dökülsün soluk teninden. korkma yenilenir daha sağlam. hem tenin hem acın.. geçecek de sanma! yavaşça zehirlenmeye ve usulca ölmeye devam et günden güne. demem o ki, eri ! eri, kurutsunlar sen bari olduğun kadarınla kal diye. kurtuldum san sonra. sen en büyük aptalsın!!
arbitua
…
Oysa ne çok istemiştim ölümü… Yanan gecenin ardından hiç olmayan gündüzlere kurban ettim kendimi. Tükettim, tükendim. Orda durup izlemek kolaydır, bilirim. Hiç birşeyden habersizce. Ne çok bilmek istersin ve ne çok umursamamak. Halbuki ben içimde var olduğunu bildiğim bu gerçekle yüzleşmeyi başaramıyorum. Ve her seferinde kendimi kandırıyorum, bana en yakın olanı. Korkuyorum. Her şey mahvoldu. Bu yüzden çok korkuyorum.
…
arbitua
Yaklaş bana…
Uzaklaştığın tüm acılar adına yaklaş…
Bir ismim vardı savruk, bunun için yaklaş. Niteliksiz tüm içseslerim için yaklaş.
Sen yaklaştıkça uzaklaşıyor kötülükler…
Elini uzattıkça elime, tüm belalar def oluyor. Cesaretindi beni böylesine aciz eden dünyaya aslında…
Neyse kötülükleri kovmak için yaklaş sen…
Mutlu olmamı sağlamak için yaklaş bana, uzaklaştığın tüm acılar adına yaklaş…
Alıkoy beni, alık olduğum alışkanlıklarımdan uzak tut.
İşte yaklaş sen, onlar uzaklaşsın.
Uzaklaştığın tüm acılar adına yaklaş…
arbitua